EMPERYALİZMİN HER YÜZYILDA BİR MAŞASI VARDIR!

Dünya tarihinde insanlığın var olması ile birlikte çatışma ve savaşlarda var olmuştur. İlk insandan, bu güne kadar güce dayalı çatışmalar her devirde sürüp gelmiştir. Bilimin insan yaşamına girmesi ile birlikte, onun dallarından biri olan siyaset bilimi de toplumların yönetilmesinde önemli roller oynamıştır. Bunun yanına sanayileşmenin de eklenmesi ile birlikte hammadde darlığı çeken gelişmiş ülkeler gelişmemiş olan ülkelerin ellerinde bulunan hammadde kaynaklarını kullanmanın yollarını araştırmış ve mevcut bölgede bulunan aykırılıkları kullanmaya başlamıştır. Bu aykırılıkların başında gelen de milli ve ya dini motiflerdir. Bazen gelişmemiş toplulukların milli kimliklerinden, bazen de dini inançlarından istifade etme yoluna gitmişlerdir. Bazen öyle bir hal almıştır ki din içerisinde mezhepsel ayrışımlara kadar indirilmiştir. Bizim coğrafyamızda da bunun tarihi süreç içinde sık sık yaşandığı görülmüş ve bölgenin gücü pozisyonunda olan Türk devletlerine sözü edilen emperyal güçler her fırsatta, kendi içinden birilerini kullanarak emellerine ulaşmışlardır. 17. ve 18. yüzyılda bu konuda Osmanlı varlığına karşı, en etkili çalışan İngilizler ve sonrasında Ruslar olmuştur. İngilizler öncelikli olarak milliyet ayrımları ile Osmanlının Araplarını ayrıştırma çalışmalarında bulunmuş ve bununla Arabistan’daki enerji kaynaklarını kendi lehine kullanma arzusunu gerçekleştirmiştir. Bu durum karşısında geç kalan Almanya da Osmanlı üzerinden bu kaynaklara ulaşmaya çalışmış ve 1. Dünya Savaşı da bu yüzden çıkmıştır. Tüm oyunlar ve çekişmeler Osmanlı ve dolayısı ile Türk yurdu üzerine yıkılmıştır. yine 18. Yüzyılda Rusların sıcak denizlere inme ve genişleme arzusu, bölgede Türklerle birlikte yaşamakta olan Ermenilere el atmıştır. Ermenileri de Osmanlıya karşı yüz yıl boyunca Ruslar kullanmış ve 19. Yüzyıl başlarında Ermeniler, pastadan pay kapmak isteyen tüm emperyal güçlerin maşası olmuştur. Nihayetinde Osmanlı coğrafyasında dağınık halde yaşamakta olan Ermenileri , Azerbaycan'ın batısına doğru göç ettiren ve yerleştiren, 20. Yüzyılın başında da onları silah bakımından destekleyen ve bir çok toplu katliamları yaptıran da yine aynı güçlerdir. O bölgede katledilen Türklerin sayısı bölgede yerleştirilen ve yaşamakta olan Ermeni sayısının iki katı kadardır. Savunmasız haldeki halk katliamlardan kurtulmak için bölgeyi terke zorlanmış, acımasız ve vahşiliklerden çoluk-çocuğunu kurtarma derdi ile Anadolu’nun içlerine doğru göç ettirilmiştir. Nihayetinde bir oldu bittiye getirilerek, binlerce yıllık Türk yurdunda bir Ermenistan devleti var edilmiştir. 20. Yüzyılda ise emperyal güçlerin bölge üzerinde yine oyunlarının bir parçası olan bu kez ne yazık ki Kürtler olmuştur. Kürtler üzerinden bölgenin değerlerini sömürme arzusunda olanlar Kürt kartını ortaya sürmüşlerdir. Ancak, başrol oyuncusu değişmiş İngiltere'nin yerini Amerika almıştır. O, Amerika ki 2. Dünya Savaşının galibi ve müttefiklerinin kurtarıcısı olmuş, dolayısı ile İngiliz siyasetini biraz daha geliştirerek 21. Yüzyıla uygunlaştırmıştır. Geçmişte yapılanlardan farklı olan denge politikası çerçevesinde pastayı pazarlık usulü ile paylaşmaya başlamışlar. Bu pazarlık masasının etrafında olanlar, başta Amerika olmakla birlikte, Rusya, İngiltere, Fransa, Çin ve gücü nispetinde diğerleri olmuştur. Günümüzde de bu oyun bizim üzerimizden devam etmektedir. Günümüzde masada var olan, paylaşılmakta olan, ekseriyeti Türklerin yaşamakta olduğu coğrafyadır. 21. Yüzyılın maşası ise ne yazık ki ağırlıklı olarak, tarih boyu kader birliği ettiğimiz Kürtlerdir.  

May 5, 2016 3:40

TARİHİ DEĞERLERİMİZİ GÜREŞTİRMEYİ BIRAKIN !

Değerli dostlar, yıllardır Azerbaycan Kültürüne aidiyet duyanlar arasında değerlerimizi güreştirmeyi adet edinenler vardır. Bir tarafta Azerbaycan'ın iç siyasetinde keskin duranlar, diğer tarafta değerlerimiz üzerinden rant peşinde olanlar, bir de çatışma arasında kalmış sessiz çoğunluk... Azerbaycan'ın bu kritik günlerinde hala milleti kutuplaştırmaya çalışanları gördükçe isyan etmemek mümkün değil. Bazı zavallılar bilmezler mi ki, yaltaklanmak ve yalakalık yapmak erdem değildir? Acaba bilmezler mi hakikatler bu gün inkar edilse de tarih sürecinde er-geç yerini bulacaktır. Benim anlayamadığım bir şey de var; halkın içinden sıradan ve cehaletin pençesinde olanlar hata yapabilirler. Hatta o zavallılar çıkarları için inandıkları doğruları da rahatlıkla inkar edebilirler. Çıkarları için söyledikleri yalanlara bir süre sonra kendileri inana bilirler. Onlara sözüm yok, adı üzerinde "CAHİL"dirler.Ancak; kabullenmediğim şey, adının başına alim veya akademik gibi taltif edici sıfatlar konulmuş! topluma rehber olarak görmemiz gerekenlerin cehaletini anlamak mümkün değil. Korkunç olan ise bu insanların, yanlışta ısrarcı olmaları ve bilineni inkâra gitmeleridir. Emin olduğum bir şey de o kişilerin tarihte asla isimleri olmayacak ya da olsa bile haklılıkları ile anılmayacaktır. "Kraldan beter kralcı olmak!" deyimi onlar için söylenmiş olmalıdır. Yaşına-başına hürmet ettiğimiz bazıları, bizim hürmetimizi suistimal ederek, yanlışlarında ısrar etmekle kalmayıp, bizlere suçlayıcı davranarak saygınlıklarını her geçen gün biraz daha yok etmektedir. Bizler inandığımız değerler silsilesinde yaşama arzusunda olanlar; hiç kimseye iltifat etmeğe, yaltaklanmaya gerek duymadan yaşam mücadelesinde olanlarız. Kimseden asılı olmadan yaşama arzusunda olanları karalamak, yıpratmak adına enerjisini harcayanlardan değiliz. Kimselerden korktuğumuzdan çekindiğimizden değil, bunun erdem olduğunu idrakimizden, millete olan sadakatimizdendir. Tüm bunları anlatmamın sebebi, geçtiğimiz günlerde bir programda yaşadığımız tatsız bir olayla ilgilidir. Azerbaycan'dan ve Türkiye'den değerli sivil toplum örgütlerinin ortaklaşa yaptığı bir projenin açılışında Azerbaycan ve Türkiye bağımsızlık Marşları okunacaktı. Her zaman izleyicilerin marşlarımıza eşlik etmesinde, Türk vatandaşları Azerbaycan Marşı'nın okunmasında, Azerbaycan vatandaşları da İstiklal Marşı'nın okunmasında zayıf kaldıkları için bir broşür yaptırmıştık. Beş yıldır programlarımızda bu broşürleri dağıtmaktayız. Bu güne kadar bu konuda bir çok insanımızın da taktirle karşıladığı bu olay, yine bir program öncesi broşürü dağıtmamıza, sözde bir akademisyen tarafından anlamsızca tepki gösterilmiştir. Neymiş efendim; Broşürümüzün kapağında İstanbul Azerbaycan Kültür Evinin sembolü olan köprünün bir ucunda Azerbaycan bayrağı, diğer ucunda Türk bayrağı asılıdır. Türk bayrağının arka planında kurucu Mustafa Kemal Atatürk'ün resmi, Azerbaycan bayrağının arka planında da kurucu Mehmet Emin Resulzade'nin resmi konulmuştur. Akademisyen dediğimiz bu zat, tepkiyle salonu terk etmiştir. Nedenini sorduğumda : Bu kapakta Mehmet Emin Resulzade'nin resminin konulmaması gerektiğini, O'nun yerine Haydar Aliyev'in resminin konulması gerektiğini söylemiştir. Bizlerin bunu yapmakla maksatlı hareket ettiğimizi, Azerbaycan siyasetine zarar verdiğimizi söyleme gafletinde bulunmuştur. Gaflet diyorum çünkü, profösör olmuş birisinin bunu bilmeyeceğini düşünemiyorum. (Gerçi bir sohbetimiz sırasında, "Sovyetler Birliği dağılmadan öncesinde biz, Türk olduğumuzu bilmiyorduk!" cümlesini de kendisinden duymuştum.) Rahmetli Haydar Aliyev'in defalarca Azerbaycan Halk Cumhuriyeti'nin kurucusunun Mehmet Emin Resulzade'dir dediğini hepimiz biliyoruz ve kayıtlarda da mevcuttur. Şu anda yattığı yerden başını kaldırsa ve böylesine samimiyetsiz ve de yaltakça söylemleri duysa, hareketleri görse, O kendine özgü yüzündeki acıyan gülüşü görürsünüz. Haydar Aliyev için Azerbaycan'ın siyasetinde, kalkınmasında, tarihi sürecinde inkâr edilmez yeri vardır. Nasıl ki Ebulfez Elçibey'in Azerbaycan Tarihi'nde inkâr edilemez yeri varsa, Mehmet Emin Resulzade'nin kuruculuğu ve yeri de inkâr edilemezdir. Sovyetler Birliği'nin dağılma sürecinin başlangıcı, Elçibey ile gerçekleşmiş, dengeli politika, ekonomik kalkınma, dünyayla bütünleşme Haydar Aliyev'le hayata geçirilmiştir. Azerbaycan Tarihinde çok önemli yer tutan bu liderlerin her biri ayrı değer ve öneme sahiptir. Birini diğerinin önüne koymak, birilerini yok saymak büyük haksızlık olacaktır. Ama tartışılmayacak bir gerçek var ki, Azerbaycan'ın kurucusu Mehmet Emin Resulzade'dir. yukarıda da iifade ettiğimiz gibi her birinin ayrı bir yeri ve sıfatı vardır. Allah her birini emekleri ve millete verdikleri hizmetleriyle değerlendirsin, mekanları cennet olsun. Nur içinde yatsınlar. Benim asıl üzüntüm, bu değerlerimizi kendi emellerine kalkan olarak kullan ve hainlik yapanlar karşısında toplumumuzun sessizliği ve üç maymunu oynamasıdır. Bu günden başlayarak, değerli devlet adamı Haydar Aliyev'i sevdiklerini iddia edenler gerçekleri olduğu gibi anlatarak, O'nun saygınlığına gölge düşürmesinler. Saygılarımla Hikmet ELP...

May 5, 2016 2:49